8 Eylül 2011 Perşembe

Bir Kadın Cinayeti...

Hukuk sistemimizde Nişanlanma-Evlenme-Boşanma evrelerinin her biri hukuki yaptırımlara bağlanmış durumda. Nişanlanma güzel ve sorunsuz evre, hatta insanların çoğu can atıyor bir an önce gerçekleşsin diye-tabi bunu tamamen aşk evliliği yapan çiftler için söylüyorum- ama fakat lakin aynı heyecanı taşımayan çiftler de yok değil. Gelelim ikinci evreye, ismi evlilik. Bir kadın ve bir erkek kanunlar altında birleşerek bir evde yaşamaya başlar ve bu da evliliktir. Kimilerine göre nişanlılıktan daha da eğlenceli, kimilerine göre ise zamanla hiçbir heyecanı kalmayan bir beraberlik. Hal böyleyken evlilik bazen katlanılmaz hale gelebiliyor. Bazen bu katlanılmazlıklara şahitlik eden minik insanlarda bulunabiliyor. Ah ne yazık onlara! Neyse. Son evre olan boşanmaya giden, bazen geri tepen bazen bu konudaki kararlılığında direnç gösteren nakavt olmuş evlilikler var. Sevgili ülkemizde nice evlilikler var ki böyle nakavt olduğu halde, bu birliğin öteki tarafında yer alan şahsiyeti, insanlar konuşa konuşa, usulünden hareketle ikna etmeye çalışmak yerine silahları konuşturuyorlar. Buradaki silah kavramını da tabi TCK m.6'ya göre tayin etmek mümkündür.

Kalp hizasında yaratılan kadın, her ülkede erkeklerden kısa boyludur, erkekler hep uzun boyludur. Bu da sanırım, kalp hizasında yaratıldı, sevilsin diye, sözünü doğruluyor. Herneyse, konuyu kadın cinayetlerine getirmeye çalışıyorum. Çok konuşmak belki fuzuli, her şey pür-i pak ki ülkemizde erkekler kadınların hizmetkarlıklarını ve zavallılıklarını kullanmayı alışkanlık bilmeye başlamış ki, kadın 'boşanmak istiyorum' dediği anda kesici, delici, patlayıcı ve sair silahlarla ölüme gönderiliyor. Sadece böyle bir saptama da bulundum. Bu erkekleri bu kadar cesur yapan nedir? Bu kadar cani yapan nedir? Böylesine düşüncesiz ve iktidar çılgını olabilmelerinin sebebi nedir peki? Bir gün bu kişiler hakkında bir araştırma yapmak isterim aslında. Merak ettiğim ve sormak istediğim çok fazla şey var aslında onlara. Kendime sormuyor muyum? Gayet tabi soruyorum, ama bir erkek bünyesinin ne tür bir olguyla hareket ettiğini saptamam imkansız, çünkü birbirimizden çok farklı yaratıklarız, bu aşikar. Ama tabi ki bazı sanrılarım var, hipotezlerim.

Büyük Usta Nazım Hikmet diyor ya;

"Ve kadınlar,
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri,
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen"


Sadece bu satırlar bile anlatıyor, ülkemizde kadının değerini, evet kadının adı yok! Ne yazık ki. Dün öldürülen Fatmaydı, bugünkü Ayşe ve Belki yarın ki de Ayşe olacak ve isimler belki de hiç değişmeyecek...

Onlar aslında bu ülkenin herşeyi, çocukları büyüten, yediren içiren, evine bakan, yuvasını yapan dişi kuş ve tabi bir de kuşun kanadını kıranlar var, onlardan söz etmeye hacet yok tabi, onlar eli silah tutan ve hala ve hala insanların konuşarak anlaşan yaratıklar olarak yaratıldığını kavrayamayanlar. İşte bir kez daha : Ne YAZIK!!!

Yıllar önce Ajanslarda izlediğim bir haber aklıma geliyor. Karısına kendi böbreğini veren bir erkek... Şaşırmıştım, gerçekten! 2011 yılında daha alışılmış bir olay haline gelmeye başlayan ise Kadın Cinayet(ler)i... Nerden geldik nereye gidiyoruz çok merak ediyorum ve makus talihimizi yenebileceğimize inanmadığım bir konu hakkında yazı yazıyorum.

Kadın gibi hassas bir canlıyı öldürmek aslında o kadar kolay ki, bir sert bakış, bir kötü söz, bir soğuk tavır bile yeter bazen, hayır hacet yok silahlara. Ama o kadın bilir misiniz, küllerinden doğar her gün, yaşadığı her şeye inat, dipdiri ve yepyeni olabilmeyi başarır, eninde ya da sonunda...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder