Her yer insanla güzeldir elbetteki, lakin İstanbul insanı boğar bir vaziyette, artık şairlerin aşık olduğu, sevgililerin Çamlıcada birbirlerini beklediği, Küçüksu'da bir bakışmak için kendilerini feda ettiği şehir değil burası. Elbetteki güzel, ama bu kadar ağırlık İstanbula bile fazla geliyor eminim. Peki ya suç kimde? İstanbul İstanbul dedik de, Nasrettin Hoca demiş ya, 'Hırsızın hiç mi suçu yok?' var tabi, olmaz mı? Ne diye yığıldık hepimiz bu şehre? Mesela ben, Ege'de o minik şehrimde yaşasaydım ve belki birgün hayattan ümidimi henüz kesmemişken orada teslim etseydim ruhumu. Günlerimi dolduracak başka şeyler bulsaydım. Balık tutsaydım mesela ya da ağaçlardan meyveler, tarlalardan taze, güzel kokulu sebzeler toplasaydım. Bu kadar düşleyip bunca şey yazdıktan sonra kadere inanmamak mümkün değil. Orada olsaydım hayatımda bambaşka insanlar, bambaşka yerler ve bambaşka işler olacaktı. Hayata dair beslediğim umutlar ve beklediğim şeyler daha farklı olacaktı. Mekan denilen şey ne de çılgın değil mi? İnsan iki farklı yerde, iki farklı yörede bambaşka şeyler düşleyip bambaşka bir hayatın özlemini çekebiliyor. 21 Ağustos 2011 Pazar
Bahar Meltemi...
Sıcak günler geride kaldı sanıyorum. Havaların fazla sıcak olması bana iyi gelmiyor, bunu biliyorum. Sıcak bile olsa tatlı bir rüzgar esmeli, bu olmazsa olmaz benim için. Ege'de denizin, rüzgarın, hanımelinin, begonyaların, portakalların kokularıyla insana adeta bir cümbüş yaşattığı bir yerde doğdum. O denizden gelen tuzun kokusu sarar ya insanı, büsbütün ruhunuza işler. İşte öyle bir yerden gelmiştim. Çakılıp kaldık İstanbul denilen, kimine saray kimine harabe olan bu şehrin bir ucuna bizde. İstanbulda olduğum sürece hayata dair benim için hiç birşeyin değişeceğine inanmıyorum.
Her yer insanla güzeldir elbetteki, lakin İstanbul insanı boğar bir vaziyette, artık şairlerin aşık olduğu, sevgililerin Çamlıcada birbirlerini beklediği, Küçüksu'da bir bakışmak için kendilerini feda ettiği şehir değil burası. Elbetteki güzel, ama bu kadar ağırlık İstanbula bile fazla geliyor eminim. Peki ya suç kimde? İstanbul İstanbul dedik de, Nasrettin Hoca demiş ya, 'Hırsızın hiç mi suçu yok?' var tabi, olmaz mı? Ne diye yığıldık hepimiz bu şehre? Mesela ben, Ege'de o minik şehrimde yaşasaydım ve belki birgün hayattan ümidimi henüz kesmemişken orada teslim etseydim ruhumu. Günlerimi dolduracak başka şeyler bulsaydım. Balık tutsaydım mesela ya da ağaçlardan meyveler, tarlalardan taze, güzel kokulu sebzeler toplasaydım. Bu kadar düşleyip bunca şey yazdıktan sonra kadere inanmamak mümkün değil. Orada olsaydım hayatımda bambaşka insanlar, bambaşka yerler ve bambaşka işler olacaktı. Hayata dair beslediğim umutlar ve beklediğim şeyler daha farklı olacaktı. Mekan denilen şey ne de çılgın değil mi? İnsan iki farklı yerde, iki farklı yörede bambaşka şeyler düşleyip bambaşka bir hayatın özlemini çekebiliyor. Belki de insanoğlunun memnuniyetsizliğidir tüm bu düşüncelerin sebebi. Eksikleri doldurmaya çalışmak ve doyurulmayan şeyleri beklemekten gelen birşeydir belkide. Her ne olursa olsun, içinde bir özlem var, benim taa içimde. Bir özlem... Özlemek de anlamını kavuşmak ile kazanıyor. Sevdiklerimize, özlediğimiz herşeye bir gün, bir saat, bir an olsun kavuşma hayali geçiyorsa akıllarımızın bir köşesinden, bunun bütün manası hayattaki zıtlıkların varlığıdır. Düşünsenize bir, eğer bir an olsun kavuşmayı beklemeseydik, özlemenin ne anlamı olurdu bizim için. Hem de hiç bilinmeyen bir zamanda, bilinmeyen bir mekanda o anın gerçekleşeceği akıllarımızda bile yer edinemiyorken ne anlamı olurdu özlemenin? Özlemek ve kavuşmak.. İşte bütün mesele bu...
Her yer insanla güzeldir elbetteki, lakin İstanbul insanı boğar bir vaziyette, artık şairlerin aşık olduğu, sevgililerin Çamlıcada birbirlerini beklediği, Küçüksu'da bir bakışmak için kendilerini feda ettiği şehir değil burası. Elbetteki güzel, ama bu kadar ağırlık İstanbula bile fazla geliyor eminim. Peki ya suç kimde? İstanbul İstanbul dedik de, Nasrettin Hoca demiş ya, 'Hırsızın hiç mi suçu yok?' var tabi, olmaz mı? Ne diye yığıldık hepimiz bu şehre? Mesela ben, Ege'de o minik şehrimde yaşasaydım ve belki birgün hayattan ümidimi henüz kesmemişken orada teslim etseydim ruhumu. Günlerimi dolduracak başka şeyler bulsaydım. Balık tutsaydım mesela ya da ağaçlardan meyveler, tarlalardan taze, güzel kokulu sebzeler toplasaydım. Bu kadar düşleyip bunca şey yazdıktan sonra kadere inanmamak mümkün değil. Orada olsaydım hayatımda bambaşka insanlar, bambaşka yerler ve bambaşka işler olacaktı. Hayata dair beslediğim umutlar ve beklediğim şeyler daha farklı olacaktı. Mekan denilen şey ne de çılgın değil mi? İnsan iki farklı yerde, iki farklı yörede bambaşka şeyler düşleyip bambaşka bir hayatın özlemini çekebiliyor.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder